
Türk Fransız Kültür Derneği (TFKD) | Assosciation Culturelle Turque France (ACTF)
Türk Fransız Kültür Derneği Web Sitesine Hoş Geldiniz
Türk-Fransız Kültür Derneği (TFKD) 1949 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile İstanbul Beyoğlu Meşrutiyet caddesi Union Française binası içinde kurulmuştur. Dernek Türkiye ve Fransa ülkeleri arasında tarihi bir dostluğa dayanan kültürel ve sosyal alanlardaki ilişkilerin aşamasını yükseltmeyi amaçlar.
Dernek faaliyetleri Türkiye’de yerleşik tüm Fransızca konuşan topluluklara hitap etmektedir. Ayrıca dernek aynı hedefte çalışma yapan diğer dernekler ve organlarla ilişki içinde bulunmayı hedefler. Bir diğer açıdan Fransa’da veya Fransız dilindeki öğrenim kurumlarında eğitimlerinin devamını gerçekleştirmek isteyen Türk öğrencilere dernek destek vermek ister.TFKD iki ülke aydınları arasında kültürel ilişkileri kuvvetlendirmeye çalışır. Dernek siyasi ve dini faaliyet göstermez. TFKD bir Fransızca konuşma ortamıdır.


TÜRKİYE İLE FRANSA ARASINDAKİ GELENEKSEL İLİŞKİLER HAKKINDA
Türk-Fransız Kültür Derneği, 1949 yılında 32 Türk ve Fransız tanınmış şahsiyetler tarafından "tarihi dostlukla birbirine bağlanan iki ülke arasındaki kültürel ilişkileri geliştirmek amacıyla" İstanbul'da kuruldu. Hükümetler arası siyasi, ekonomik, teknolojik ve kültürel alanlarda giderek yoğunlaşan işbirliklerinin yanı sıra sosyal girişimler de günümüzde gelişmektedir.
Kısa bir analiz, iki devlet arasındaki beş asırlık ilişkilerin dostane, hatta geleneksel karakterini tespit etmek için yeterlidir. Bu durumun her şeyden önce iki ülkenin jeopolitik ve jeostratejik durumundan kaynaklandığı daimi bir gerçektir. Her iki taraf da Avrupa'daki güç dengesini bozabilecek her türlü eyleme karşı duyarlı olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. 16. yüzyılda V. Charles'a karşı kurulan ittifak, 1853'teki Kırım Savaşı, 1939'daki Üçlü İttifak ve savaş sonrası NATO bunun başlıca sonuçlarıdır. Bugün bu gerçeğe bir de Ortadoğu'da barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik ortak çıkarlar eklenmektedir. Dolayısıyla Fransa ile Türkiye arasındaki mevcut ilişkilerin temelinde neredeyse her alanda çıkarların tamamlayıcılığının yattığını söyleyebiliriz.
Kültürel düzeyde aşılamaz bir uyumsuzluk yoktur. Elbette Türkler Müslümandır ve bin yıldır İslam medeniyeti içerisinde yaşamışlardır. Ancak yüz yıldan beri bizzat kendileri Batı medeniyetini arıyor ve tüm zorluklara rağmen yavaş uyum sağlıyorlar. Şunu da eklemek gerekir ki Fransa, modernleşme sürecinde Türkiye'ye büyük ölçüde örnek olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.
Bu bakımdan Fransızca bir iletişim aracı olarak önemlidir. Türkiye'de mevcut Fransız okullarının sayısı hızla artmaktadır. Anaokulları, orta, lise sayısını çoğaltma projeleri mevcuttur. Üniversitelerde Fransız dilinde eğitim arzu edilen yeterli seviyede bulunmasa da verilmektedir. Her ne kadar sonradan gelerek dünyaya yayılan İngilizce olsa da , Fransız dili ve kültürü ,sosyal yapısı, sanat ve edebiyatı ile etkinliği gerçektir. Galatasaray Lisesi ve Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesi Fransız Dilleri ve Edebiyatı bölümü, Marmara Üniversitesi bünyesinde Fransızca konuşulan bir siyasal ve idari bilimler bölümü kurulmuştur.
Fransızlar modern Türkiye'yi henüz yeterince tanımıyor ve bazen bize karşı sanki eski önyargıların kurbanı oluyorlar. Ancak bu durumu iyileştirme görevi kolay olmasa da güvenimizi kaybetmemeliyiz. Mesela turizmde her iki yönde de büyüme var; her iki tarafta da basılan kitaplar var; her iki ülkede de Türkiye-Fransa Derneklerinin ve Fransız Araştırma Enstitülerinin faaliyetleri bulunmaktadır.
Emekli Büyükelçi rahmetli İsmail Soysal Fransız İhtilalinin 200.Yılında bir yazısında şöyle yazıyor ;
Bilgi ve iletişim konusunda ilk dört yüzyılda ilişkimizde bir boşluk vardı. Açıkçası o dönemde her şey bizi ayırıyordu; dinlerimiz, yaşam tarzlarımız, zihniyetlerimiz vb. 17. yüzyıldan itibaren Fransız Türkologların ve seyyahların yurttaşlarına Türkiye hakkında değerli bilgiler verdiklerini unutmadım. Ancak tam tersi olmadı. Türkler ancak 19. yüzyılda Fransız dilini ve kültürünü öğrenmeye başladılar. Bugün, özellikle Mustafa Kemal Atatürk'ten bu yana, bu dönemi büyük ölçüde aşarak çağdaş medeniyetin ışığında yeniden bir araya geldik.
Bu bakımdan Fransız dostlarımızdan Türkiye konusunda biraz sabırlı olmalarını rica ediyorum. Müslüman dünyasının tek laik ülkesi olduğunu unutmayınız. Rönesans'tan bu yana uzun süre Batı'nın gelişiminin dışında kalan bir ülkede laikliğin modernleşmenin ve demokrasinin vazgeçilmez bir ön odasıdır.
Bugün Türkiye'de demokratik yolda ısrar edersek bu Batı'nın sempatisini kazanmak için değil, kendi çıkarımızadır. Bu yolculuğun elbette ara dönemleri vardı ama 19. ve 20. yüzyıllarda Avrupa'nın hangi ülkesinde böyle aralar mevcut değildir.
Haçlı Seferleri'nden beri süregelen Doğu-Batı ayrımına son vermek istiyorsak, modern Türkiye'nin konumu, eylemi ve örneği yapıcı bir unsurdur. Kipling'in bir zamanlar söylediği: "Doğu Doğu'dur ve Batı Batı'dır ve bu ikisi asla bir araya gelemez" sözü değişmez bir kader haline gelmemelidir.